Bigoo.ws All for your blog



www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws

Scroll images by bigoo.ws

Fare İmleçleri kodları
ey sevgili uzatma dünya sürgünümü benim - Blogcu - Sayfa 3

ey sevgili uzatma dünya sürgünümü benim

• 10/8/2007 - Ben Sustum Sen Söyle Sensizligimi

Kategori: makale

Ey yâr, susuşum sözümü esirgemekten değil. Sana değen sözleri çoktan yitirdim; dudağım avare, dilim perişan.

Aklım ermiyor ki, sustuğumu bileyim. Kalbim ayılmıyor ki sana hitap edeyim. Kelimelerin sıcağı kaçmış, hece hece küllenmişler; sükût lehçesinde aç susuz bir mülteciyim şimdi. Seni taşa benzettiler. Öyle dilsiz, öyle hayatsız, öyle duygusuz diye. Değirmende konuşan taş değil midir peki? Acıyı öğütüp ekmek eyleyen senin dönüşün değil mi? Sen değil misin kabrimi bekleyen sadık yâr? Dillerin sustuğu yerde sen değil miydin ısrarla adını söyleyen unutulanların? Sen değil misin nice dertlinin derdini hiç itirazsız dinleyen?

Sahiden taş mı kesildin? Oysa, sen sözlere efsûn bağışlayan dudaksın. Nefesi boşluğun hapsinden kurtarırsın. (Belki de her ses bir mahpusun kırılmış zincirlerinin şakırtısıdır.) Sana değdiği yerde dirilir sessizlik. Sana vuruldukça hece hece kanatlanır suskunluk; şiirlerin ufkuna yükselir söz, öykülerin kuytularında giyinir. Sen, dağı delen Ferhat’sın; söz ki dağı kar gibi eritir de Şirin yâri sımsıcak kucaklar. Sen Aslı’ya Kerem’sin; ses ki çatlak dudaklardan sızan kevserdir. Sen Kerem’in Aslı’sın; söz ki tek bir hecesi bizi varlığın koynuna saklar; “Ol!”sözü hatırına yokluk varlığa yüz bulur.

Taşın sözü yok mudur ey yâr? Taş dediğin konuşur. Zamanın dudağıdır. Çatlaklarından acılar sızar; kuytularında çocuk gülüşleri gibi neşeler saklar. Taş dediğin susar. Zamanın dilidir; bir bakışında nice gürültüyü susturur; anlamsız telaşları dağıtır, hoyrat koşturmaları durdurur. Kadîm zamanlar içinden sızıp gelen bir kan gibidir taş; nabzımızı doldurur.

Taş zamanla eskimez mi? Sen zamansın, ey yâr, gelir ve gidersin. Saatlerin kadranında uslu uslu gezinirsin amma saçlarımı değil sadece kemiklerimi dağıtırsın. Usulca sokulursun odama; “tik-tak”, sadece “tik-tak”, eşyalarımı değil sadece beni de benden çalarsın; elbisemi değil sadece tenimi de soyarsın. sevdiğimle arama ayrılıklar koyansın. Sen çoğaldıkça ben azaldım; seni tükettim derken ben tükendim. Sen zamansın, ey yâr, pek kıskançsın.

Taş kesilmişsin ki sana vefasız dediler. Tanımazmışsın beni. Adımı bile anmazmışsın. Güzellikten hiç anlamazmışsın. Mehtabı kucaklayan sen değil misin her defasında? Günün ilk ışıkları sana koşmadı mı her sabah? Nice surlarda masum bebekleri bekleyen sendin. Nice sütunlarda fısıltılı dualara fısıltını ekleyen sensin. Köprülerde kemerlerde yâri yâre kavuşturan senin metanetin değil mi? Çeşmelerden serin sulara yol veren senin serinliğin değil mi? Dereler boyu suların elinden tutup şarkılar söyleyen sen değil misin?

Aslında kendi taşını dikiyor değil mi insan? Her gün bir önceki günde bırakırız bedenimizi. Her yeni günün sabahında eskimiş bedenlerini yüklenir gibi insan. Sanki yakamızda çocukluk fotoğrafımızı taşır gibi yürürüz yeni zamanlara. Kendi cenazesini kaldırır gibidir insan. Baktığımız her yüzün ardında eskimiş yüzler saklıdır. Şimdiki bedenimiz daha öncekilerin başını bekleyen konuşkan bir taştır. Ölmüş yanlarımızı hatırlatır. Bir taş gibi ağırlaşır gözlerimizin karası. Var-yok arası bir titreyişe dönüşür nefesimiz. İki nefes ortasında dikilir taşımız. Taştan taşa koşar bakışımız. Hatıralarda saklı, solgun fotoğraflara nakışlı yüzler üzerine uzanır gölgesi.

Sen değilsin; taş benim ey yâr. Kendimi taşımaya mecâlim yok. Kendime söyleyecek sözüm yok. Kabrimden kalbine taşınıyorum ey yâr. Suskunluğum taş olmaklığımdan. Sözsüzlüğüm sözümü taşa devrettiğim için.

Bağrımda ağır ve soğuk bir suskunluk... / Taşıdığım sensin ey yâr. / Söze sığdıramadığım. / Ve hiç susturamadığım. / Ne oldu kalbime? / Katılaştı, katılaştı. / Taştan da katılaştı. / Ağlarsa, taşlar ağlar. / Ben ağlayamadım; sen ağla... / Taş değil misin ey yâr?

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 23/7/2007 - Modern tesettur (!)

Kategori: makale

Askeriyede savaş anında her asker bir “sütre” gerisinde yatar, oradan ateş eder.

Kore’den gelen bir subay, bir taş göstermiş, “Beni kurtaran bu taştır.” demiş. Savaşırken o taşın arkasında yatmış. Bir iki kurşun o taşa değip sekmiş, böylece o arkadaş vurulmamış.

Sütre ve tesettür aynı kökten gelir. Setr… Yani örtmek…

Nasıl ki askerler savaşta sütre gerisinde yatarak korunur, Müslüman hanımlar da tesettürle kendilerini düşmanlardan korurlar. İstisnalar kaideyi bozmaz.

Bir zamanlar modernizme uyarak hızla açılan Amerika gibi ülkeler şimdi tesettürün çarelerini arıyorlar. Amerikalılar bir zaman çıplaklıkta sınır tanımayarak çıplaklar kampı bile kurdu. Sonra baktılar ki soyunmak felaket getiriyor, hiç faydası yok, babasız çocukların sayısı her geçen gün artıyor; şimdi de müstehcenlikle mücadeleye başladılar. Çünkü haramlar, insanı çökerttiği gibi aileyi ve milleti de çökertir.


Bazı insanlar gözlerini, güzellik aramak için kullanır. Güzel bir çiçeğe baktığı gibi güzel bir kadına da bakar. Çiçeğe bakar, “Bu ne güzel bir çiçek!” der alır. Güzel kadın da hoşuna gitmişti…

Videolar, resimler, filmler, internet müstehcen resim göstererek insanlığı çökertmek istiyorlar. Ya onlara bakmayacağız veya onlar ortadan kalkacak! Eğer onlara bakarsak koyunun ota koştuğu gibi, sineğin tatlıya koştuğu gibi insan da harama yapışır; maddeten ve mânen ölür.

Gözü yaratan, gözün baktığı yeri görür. Harama bakan, gözüyle avlanmıştır. Sanki onun bakışı ip olur, kişiyi baktığı şeye bağlar. İnsan da ister istemez o yöne gider. Bu sebepten harama bakmamak lazım.

Otobüsteydim. Önde oturan yolcu, gazeteyi açmış bakıyor. Gazetede bir resim var. İçimden dedim ki: “Allah’ım, bu resme bakmamı haram etmişsin; işte ben de başımı çevirdim!”

Nefse hakim olmak kolay değil. Fakat zoru başarmak mesele…

Tesettürde renk sınırlaması var mıdır?

En başta örtünen insan örtüsünün manasını bilecek. Şeffaf bir kumaşla örtünme olmaz. Penye gibi vücuda yapışan bir kumaşla, yanar döner parlak renkli elbiseyle tesettür olmaz. Böyle giyinenlerle insan gözü muhakkak alaka kuruyor. Elbiseyi inceleyeyim derken, vücut hatlarına kayılıyor… Bir hanım tesettürde fakat elbisesi diyor ki, “Bana bak!” Bu olmaz! Rengin önemi yoktur yeter ki, kişiyi cazip göstermesin. İnsan kendini Allah’a beğendirmeye çalışmalı. Önemli olan bu. Mesela bir hanım manto almış. Kimisi bu mantonun rengini beğenmez, kimisi biçimini, kimisi düğmelerini beğenmez. O hanım şöyle soracak kendine: “Bu mantoyu Allah beğenir mi?” O’dur önemli olan. Bol mu? Uzuvları belli ediyor mu? İçini gösteriyor mu? Rengi canlı mı?

Bir kadının iffetli sayılabilmesi için, örtünmesi yeterli değildir. Kadının bakışları, yürüyüşü, hareketleri… Bunlar tesettürü oluşturan bütünün parçalarıdır. Kur’an’da tesettür, “cilbab” diye geçer. Yani kadının kafasından bir örtü bırakacağız, işte oldu cilbab…

Şimdiki hanımlar, modern tesettürlü (!) Modernizm Avrupa’ya aittir. Kanımca böyle hanımları imanları kurtaracak… “Efendim ben öyle kapanamam.” Kapanma. O zaman gelecek tehlikelere de razı ol.

Kapalı bir hanım, yolda giden diğer bir kapalı hanımı durdurmuş, şöyle demiş: “O kadar güzel kapanmışsın ki, çok cazip görünüyorsun!”

Ceylanı güzelliği için vururlar. En güzel meyveye çok taş atarlar. Altın, değerli olduğu için onu ateşe atıp eritirler. Elmas yontuldukça kıymetlenir. Geyikleri boynuzları için avlarlar. Bazı hayvanlar kürkleri için acımasızca öldürülür. Birçok değerlere sahip olanlar, birçok felaketlere uğrayabilirler. İslamiyet, dünya ve ahiretimizi cennet etmek için vardır. İslamiyet’in dışına çıkansa, avcının ağına düşer!

Tesettür, kadının cazibesini artırması değildir!

 

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 23/7/2007 - Ruhi Çöküntünün Sebepleri: BUHRANLARIMIZ

Kategori: makale

Ruhi Çöküntünün Sebepleri: BUHRANLARIMIZ

İnsan; “Duyan, düşünen, dileyen, inanan bir varlıktır.” Bu tariften hareketle, insanoğlunun benliğine, doğuştan sahip olduğu birtakım meyiller hakimdir. Bu meyiller tatmin edilmek ister. Tatmin edilmediklerinde, karşı konulması imkânsız hamleler halinde şaha kalkar. Aynen tabiattaki buharın kazanı patlatması, köpüren sellerin barajlardan aşması ve kabaran dalgaların sahilleri yıkması gibi… İnsanoğlu bu meyillerin o kadar tesiri altında yaşar ki, duymamak, düşünmemek, inanmamak elinden gelmez. Çünkü bunlar tatmin edilmeleri gereken ihtiyaçlardır. Tatmin edilmedikleri takdirde, yukarda zikrettiğim vechile, köpüren sellere, taşan denizlere benzerler ki, önlerinde durulmaz. İnanma ihtiyacı da, işte bu hakim meyillerden birisidir. İnanma ihtiyacı giderilmezse insanda ciddi boşluklar oluşur. Tabiat da boşluğu kabul etmeyeceğine göre bu sefer o boşluk batılla dolacaktır. Nitekim: “Gerçeklerin gerçeği olan imandan mahrum bırakılan gönüller, mutlaka, batıl inançların istilasına uğramak zorundadırlar.” Cemil Meriç, “Mağradakiler” isimli eserinde şöyle diyor: “Ezelî hakikatin ilâhî kaynağı olan vahiy, İslâm’ın bütün hayatını kucaklar, imanı kaybeden bir müslüman, aklını da vicdanını da, insanlığını da kaybetmiş olur..” Görüldüğü/görüleceği gibi içine düşülen fikrî, ruhî buhran, hep bu iman kaybından/zayıflığından doğan facialardır. Yaklaşık bir asırdır kimliğini, kişiliğini kaybeden insanımız maneviyat boşluğu içinde bocalamakta. Milleti millet yapan en önemli değerlerin başında DİN vardır. Topyekün manevî değerlerin mihrak noktası olan Din’in elden çıkmasıyla/zayıflamasıyla, dil, tarih, sanat, hukuk, anane gibi değerler kendiliğinden toplumumuza veda etmiştir. Evet, şahsiyetini kaybetmiş bir kimse/toplum için, hayranı olduğu her değere gönül vermek ve üstün gördüğü herşeyin önünde yerlere kapanmak gayet tabii hale gelmiştir. Çünkü pespaye ruhlar, ancak bu gibi zilletlerle tatmin edilmiş olurlar. Zira onlar üretmekten ziyade taklidi benimseyen, imkandan mada mümkünlerin peşinde koşmaya çalışan anlayışı benimsemişlerdir. Batı sevdasının doğurduğu aşağılık duygusu, insanlarımızı öylesine sarhoş etmiş ki, kimisi “Milletim nev-i beşerdir, vatanım ruy-i zemin.” derken, diğeri: “Soysuzlaşan Türk neslinin ıslahı için, Avrupa’dan damızlık erkek getirmeyi” teklif ediyordu. Diğer birisi de: “Batı’dan alınması gereken şeyleri önceden tesbit edelim de sonradan pişman olmayalım.” diyenlere karşı: “Efendi bu ne saşma tekliftir? Biz elimizden gelse Batılıların bağırsaklarındaki posaları alıp getireceğiz…” diyordu. Bu anlayıştır insanı özden koparan. Bugün insan topluluklarında görülen huzursuzluklar, hep bu tatmin gıdasından mahrum kalan ruhların, şaha kalkan isyanlarıdır… Evet, bugün dünyanın her tarafında görülen bu isyanlar, fikrî istikrarsızlığın ve ruhî boşluğun doğurduğu tatminsizliklerdir. Zira bu isyanların ana kaynağı, sadece mide değil ki, bir lokma ekmekle açlığı giderebilsin… Evet, aç kalan ruhtur. Bedenî ihtiyaçlar maddî ve fanî, ruhî ihtiyaçlar ise manevî ve ebedîdir. Gerek fert ve gerek cemiyet hayatında, insanı insan eden manevî değerler olduğu gibi, milleti yaşatan hayat unsurları da aynı değerlerdir. Zirâ herşeyin bir özü vardır. Manevî değerlerin özü de “inanç”tır. İnancı olan fert ve cemiyet, benliğine sahip olduğu gibi, asliyetiyle birlikte şahsiyetini korumak şuur ve idrakini de kazanır. Lâkin inancını kaybedince; asliyetiyle birlikte şahsiyetini de kaybetmiş olur. Buhrana düşmüş, ruh dünyası iyice kararmış olan insanlık alemine yapılacak en büyük iyilik, nur için yol arayan ruhlara yol gösterme alicenaplığıdır. Yok mu, alemdeki soysuzlara bir dur diyecek? Bu ilahî zaferlerin tacını kimler giyecek?.. Düşünenler!… Bu feci salgına bir çare bulun! Sonu; korkunç uçurumdur bu felaketli yolun… Hak Teala, bunu anlatmak için kitlelere, Gökyüzünden, Yüce Fermanını indirdi yere… Bunu anlatmak için geldi ilahî dinler, Bunu andıkça coşar, vecde gelir mü’minler… Bütün eşyanın içinden ve dışından duyulan Bu karanlık gecelerden doğacaktır iman

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Hakkımda

Senin kalbinden sürgün oldum ilkin Bütün sürgünlüklerim bir bakıma bu sürgünün bir süreği Bütün törenlerin şölenlerin ayinlerin yortuların dışında Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim Af dilemeye geldim affa layık olmasam da Uzatma dünya sürgünümü benim

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta
Blog RSS

Kategoriler

Arkadaşlar

medreseizehra
dernekli
bizimada
tevhidmucadelesi
hazanmevsimleri
duaufku
cemrenur991
nuruaynim
Yeni ırmak blogcu
mevlana1
yeşil yemyeşil
ebruname
corcianaz
vuslatgulu
hulyasati
saclariniz
dinahlakokulu
dilmea
asu42
desertofrose
yaraliserce
kbveasu
ademy
teknikpcdersleri
beyonceresimleri
ozlemlehayat
alaska1
Sayfa Güncel Sayfa:1 Toplam:102
Son Sayfa | Sonraki Sayfa

Kategoriler

radyo çağrı fm