Bigoo.ws All for your blog



www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws www.Bigoo.ws

Scroll images by bigoo.ws

Fare İmleçleri kodları
siir - ey sevgili uzatma dünya sürgünümü benim - Blogcu

ey sevgili uzatma dünya sürgünümü benim

• 13/10/2007 - DİLENEN RUHUMDA SOYUNAN ALEV

Kategori: siir

Sevdiğinizin sesi

Kulaklarınıza

Değdiğinde,

Depreme

Uğramıyorsa

Şehirleriniz,

Vurgun

Yemiyorsa

Gönlünüz,

Siz

Aşık

Değilsiniz.

Kemiklere giydirilen cana

Boşuna

“ Seviyorum ”

Diyerek

Kendinizi

Aldatmayınız.

 

Sitemkar bir aşkın damlası bu.., düşen cemresiz iklimlerin gurbetine... Geceyi kuşatan kan kırmızı dudaklarının buğusu.

Ve

yanında alnıma kazınan nehirlerin köpüğünde,

alevlenen soluğum.

Göğsüme çöken bu kente değen vakit,

tenimde eridiğinde..,

ben hayatı bir eşkıya vurgununda süzüyorum.

Talan artığı kalan kurşunlar eşliğinde,

seni düşünüyorum....

Saçlarının ayazında kaybolduğum.., 

siyah duvaklı Dilara...

İşte, kıyamet avuçlarımda. Bir boşluk bu düşen, içimdeki kadehlere. Upuzun bir tufan.

Ve Güneş...,

doğmayan...

Sabrımın yankısı sobelenirken,

sırtımdaki mülteci okyanuslardan..,

deniz zelzelelerinde sarsılan acı yelkenlerimde...,

solgun bir nilüfer bu son açan...

Camların ardından geçen Eylül kızları

ve

altın saçlarında ela fısıltılar.

Titrek bir deniz fenerinde küskün adımlar bu,  kuşların telaşına karışan.

Ardından

sahillerdeki yorgun sularım,

ve kıyılarımdaki hicran.

Çatık kaşlı bir şiire gebedir duygularım

Sen yoksun ey Canan...

Ilık bir ney sesinde,

mağrur bir aşk tutsaklığı bu üstüme sarkan.

Bir  yarım tütüne banarken beni,

bir yarım kanayan.

Her duman çekişim bir yaprak dökümü,

ve mevsim işte ihtiyarlayan.

Yaralı bir maral ezgisi bu bir kavgaya bilenen.., serin bir menekşede..,

sana dokunmak kadar kutsal. 

Ve dinle...

O hasret ki;

dökülen yanlarımda onurlu bir şahlanış ve

secdelerde sunulan acizlikle, aşkı tazeleyen.

Onun için kıskan

ve ağla bu şehirde,

bir Hacer eli ol tut nabzını suların.

Bilirsin,

rüzgarın getirdiği sesine konan renklerime,

nasıl suların yürüdüğünü.

Bilirsin,

Ferhat ile Şirin sevdasından çalınan gülüşler içindeki,

yarım kalmış boynu büküklüğümü.

Ve 

bir serçe ürkekliğinde kaç utanç soldurduğumuzu.., Ergenliğimize inat.

Zira,

beni çöle atılan bir halkada ve,

dağınık yeleli atların dağlardaki özgürlüğünde,

sen bulursun ancak.

Ve ancak,

bizi arkadan vuran yağız bir atın nal seslerini,

sen anlatabilirsin bu türkünün sokaklarına...

 

 

Çünkü;

ne

yıldızı kaldı artık

bu

ince belli alacakaranlığın,

ne de,

tadı kaldı

pencerelerden sarkan

bu gam yumağı

aşk suskunluğumun.

Varsın

bize düşen hep gözyaşı olsun.

O ki

siyah bir öfkenin soluğunda azad olmuş,

hüküm giyen

türküler,

O ki

bir görümlük yüz için

sebil bulutlar giymiş,

ayıp örten yapraklar,

Vardır

elbet,

bildik

uçurumlarda yiten

   esmer mahcubiyetin bir sebebi...

 

 

İşte o zaman .,

Çorak yerlerde parmak izlerine rastlanan, unutulmuş hıçkıran bir sedaya kulak vermeliyim.

Meçhul atlaslarda yiten nakışlarıma..,

serin bir papatya kokusu işleyerek..,

korkusuz  P harfiyle

badem gözlü kızların dudak boyasına değen..,

bir celselik

suçlarımla yanmalıyım..

Şimdi... Sabahı takip eden bir gölge şu inleyen rüzgar.

Kadim bir ateşin kıyısında hürriyet isteyip,

esaret emziren kadınlara bakıp

seni düşünmekten yoruldum artık....

Ya gel,

Kurtulsun,

dara çekilen kilitler arkasındaki veda yelkenlerim..,

ve efsunlu gözlerinde unuttuğum bu hayat.

Ya da,

Şafağa düşen..,

kehribar aşkları ayartan gece dudaklı kızlara inat..,

sende yan benimle.

Ki,

siperde bekleyen,

kınında çıkmağa hazır bir mahşer olsun.., düğünümüz.

Günah vaktine çeyrek kala.

Ben yanayım ki ;

Bir bağbozumu gülüşüyle..,

ferman dinlemez bir mezar gölgesi düşsün..,

ölümün  kan tutan kokusuna.

Yer ağırlığını çıkarmadan,

bir kelebek sessizliği karşısında

yıkılan aşk dirilsin..,bu yangının terinden.

Esarete dur diyen şiirlerim aksın üstüme.

Sen yan ki ;

Ağırbaşlı düşlerde yaşama yasaklığı kalksın, ve

Hümeyra kokan güneş aksın omuzlarında bu yangının..

Belimizi büken bu yük hafiflesin,

yanışın sarhoş etsin

beni virane.

Biz yanalım ki;

Bize yakışan bir alkışla,

Mecnun esintisi rüzgara değsin hızımız,

bağdaş kurulan ateş önlerinde.

Bitsin,

bu sancılı sürgünlüğümüz lal olan yalnızlığımızda.

Kırılsın bu kakül üstüne konan kimliksiz  kelepçeler ellerimizde.

Bu aşk kıvılcımında ormanlar Nihal  versin.

Vurulmaz bir hedef edasıyla,

ölümü yalınayak yürüten bu utanç bitsin.

Delikanlı,

Beyza bir aşk görsün bu alev...

 

Ve bu ateş..,

Zehra yüzlü bu  aşkın,

ancak

sende bu kadar onurlu durduğunu biliyor.

Üzülme....

 

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 13/10/2007 - ATEŞ SESİ İLE ANLATAMADIĞIM

Kategori: siir

Mola

Verdiğim

Gölgelerin

Soluğunda

Şunu

Anladım ki,

Aşka

Çıkan

Bir

Tek

Yolun

Dışında,

Tüm

Yollar

Sütunları

Yıkılmış

Bir

Saraymış.

 

Sana olan bu aşkım;

Duvak heyecanıyla., gönüllerdeki sahralara su taşıyan., taze gelin telaşıydı... Destanların ağıtı.,

hastanın sabahı beklentisiydi., matemli limanlarda...

Kurşunların adrese,

ve

İsmail’in hançere teslimiyetiydi., kızıl şafaklarda...

Akşam yüzlü inci kapılarda yırtılan gömlekteki aşktı bu. Acılarla çizilmiş beyaz ve şeffaf.

Ve

bir bakışın endamlı masumiyetiyle.,

geceye gizlenen nefes olup,

çıplak tene değen dokunuşuydu. Besteleri solan rıhtımlarda...

Hüznüne ağlayan bir mendile gözyaşları düşüren,

ahşap çerçeveli dualardı. Yaldızlı ağızlarda.

Ateş döşekteki ağır gölgenin

ve alev yorgandaki üryan gururun imtihanıydı.

Sana akan

kötürüm yollardaki sabır bohçasıydı., uzun karanlıklara inat.

Gümüş bardaklardan kandillere dökülen,

serin bir buseydi bu aşk.,

mehtabın eşiğinde...

Gemileri yakacak kadar onurlu, güzel bir şeydi,
bunu solumak.....
Bu aşkı yaşamak.....
Umudun Mavisine asılan tarçın kokusu gibi, 

V harfli duruşuyla

her yağmur sonrası bölüşülendi.

Gecenin aralanan perdelerinde,

akan yorgunluk gibi şafağı bekleyen..,

ve dayanılmaz cazibeni arzuların eşiğine taşıyan..,

zemheri vaktiydi sanki.

Sevgiliye adanan kirpiklerdeki devran gibi.,

güneş vuran kıyılarda..,

bir dal dudağı kırıklığını teselli eden,

kadife dalgalardı.

Od düşen gecelerdeki  bir mey yankısı gibi,

dolunaya gizlenen

sırdı bu.

Tüm coğrafyalar(d)a gökkuşağı olan, ve

her yere sinen bir sevdaydı. Aslıyı kıskandıran..

Beyaza aşkı işleyen pembe bir yanağın; kısır zülüflere geceyi, Selvihana da Emrahı ayartan

işveli bir tebessümüydü.

Ve

bir yerlere sığmayan,

mühürlü kuyularda demlenen kutsal bir selamdı.., aşk sürgünü mekânlarda...

Çocukların fersiz gözlerinde yeşeren,

bahar dalı gibiydi bu sevda. Direnen tüm acılara inat.

Suları,

ateşli bakışlarıyla kurutan nadaslık kızların, beyaz yeleli kısrakların  üzerindeki şahlanışıydı....

 

 

Ateş hattında,

kıyısındaki nehirlere bağlanan

boğumlu bir soluktu

işte..,

sana bilenen...

Ve

Canana,

ayın on dördünde,

çimen gözlerini

billur kadehler içinde sunan

bir Canın

armağanıydı bu.

Elvan dağların eşiğinde...

Senin anlayacağın;

Tüm hücrelerine kadar

delikanlı olan bu aşk.,

alın teri karşılığı

hak edilen

bir aşktı...

 

 

II

 

 

İşte,

Bunları anlattım gül bahçelerine.

Bunları anlattım hep yollara.., yıldızlara, sulara..., duvarlara.

Bu aşka şahit olan herkese........

Yıllara, ve dahası yaprak sarısı bu  hayata.....

Anlattım da;

Senden uzakta bir kalpte,

senin için yıllarca taşınan sevda yüklü bu kervanın..,

ihanet kurşunlarıyla yüreğinin tam on ikisinde vurularak..,

çöl seraplarına terk edişini,

anlatamadım.

Şu yaban ormanlı gönlüme.....

Artık,

Yıllardır

ne bir umut değer

dudağına hasretin.

Ne de 

gelin kokulu kızlar bekler yolumu.

İçli şarkıların perçemine asılan yokluğunu.,

Öksüz bir şive ile anlatamadım gitti hâla şu gönlüme...

Yalnız şunu bil ki;

Üşüyorsa,

bir bir senden uzakta  kalan bu yüreğin sesleri,

sanma ki bu aşk sahipsiz kalır.

Geçiyorsa içimdeki kervanlarda hasretin..,

ve

kalıyorsa bir yetim hüznüyle ellerimde hercai  gözlerin..,

ardından bir gün bende hırkamı alıp

çekip giderim...             

Sensiz gökle yer arasında asılmış bir halkada.., iklimlerin üstünde baharlar soluyorsa..,

bir gül damlıyorsa

aşkın duvağına kan kırmızı sevdalar gibi.

Ve

düşüyorsa gamzesine menekşeden ince bir yağmur.

Türkü kokan bu sevda keder dokuyorsa bir ucu kırık.

Kopan bir gecede kumrular varsa mahzun.

Bil ki,

bu yürekte

ölümüne bilenen hançer keskinliğinde,

 hâlâ sana ait olan bir aşk var.

O zaman,

sulara ver saçlarını ki ıslansın bahar....

işte böyle güzelim.

Bendeki soluğun adı şiirdir. Şiirimdeki dili biliyorsan beni anlarsın.

 

Sana bunları anlatırken,

kanamayacaktı nergis kokulu düşlerim.,

yaşarmayacaktı gözlerim aslında., kurumayacaktı dudağım.,

ağlamayacaktım....

Demiştim ama..,

gel de anlat.

Anlatabilirsen., tufan  bulutlu şu  gönlüme.......

 

 
 
 
 
 

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 24/6/2007 - EFENDİM ADINA GELSEYDİN…!

Kategori: siir

koparılmış bir dilim ekmeğin adına yazıldı aşk
adını hakka adamış yüzlerce gülen yüzle beraber,
gün arka sokakta unutulmuş bir çocuktu
ağladığı saatler umuda sancı gibiydi,
günahın dilini kıracağını bilemedin,bilmek istemedin
dua için yanmış herbir sevap adına
gelseydin…!

yolu taşlı bir koşuşturmadadır için
yüreğin uçmayı bilmez sevilere kanat çırpar
var olmak allah adına yaşamak ödeviydi
ondan korktuğunu bilip
gülerek ona gitmekti
allahın kalbine verdiği aşk adına
gelseydin…!

korktuğun günahların üstüne gidip
sevaba erebilirdin
günahtan korktuğun çıkmaz adına
gelseydin…!

tutuk bir tabancaydı sözlerin
gidilenin arkasından konuşamamaktı,
gözlerindeki acı bakış çaresizliği anlatmaya yetmedi
her şeyi ben bilirim tavrıyla konuşurken
aslında cahilliğin resmiydi bu…
kalp kapılarını kırıp gözyaşına koşan yarınları yarattın
cehennemin ateşini bir sigara ateşi sanmak gibi bir yanlışın vardı
cehennemin ateşinden korkup
gelseydin…!

ezik bir zamanı tutuyordu ellerin
evi yıkık bir insanın hayata umutla bakışı aksetmemişti sana
seni çıkmaza sokan senin sonu gelmez inançsızlığındı,
el verip selamete ermeyi adımladığın yaşamda bitirilen sandın
doğrulduğunda yeniden devrilmen uyandırmadı seni uykundan
içine girmiş şer-i şeytanı atamadın
ondan kurtulmak adına
gelseydin…!

eli kolu bağlı bir mahküm gibi tuttu hayat seni
kırılmış kalpler vakfına gitti emeğin
ucu açık yollar yerine
üstünde kan gibi közler olan yollara koştun
hadi bu kapı işte! diyene
elemin zifrini kustun,
seni girdaba çeken gözleri kan çanağı insanlardı
onların gittiği yeri bilemedin
onlardan kaçmak adına
gelseydin…!

yoluna tutulan ışıklar varman gereken düşün yansımasıydı
bakmaya doyamadığın çiçeklerin yeşerdiği topraklardı belki
acıyı gülmeye en ucuza satmaktı,
sözünü tartan kalbin olmadı
açıldıkça ağzın beyninin tipisine yakalandın
adını dahi koyamadığın kuyulara attı seni,
kurtuluş sevgiliyi sevmekti
o sevgi efendiyi bilmekti
efendimi sevmek adına

GELSEYDİN…!

 

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Hakkımda

Senin kalbinden sürgün oldum ilkin Bütün sürgünlüklerim bir bakıma bu sürgünün bir süreği Bütün törenlerin şölenlerin ayinlerin yortuların dışında Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim Af dilemeye geldim affa layık olmasam da Uzatma dünya sürgünümü benim

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta
Blog RSS

Kategoriler

Arkadaşlar

medreseizehra
dernekli
bizimada
tevhidmucadelesi
hazanmevsimleri
duaufku
cemrenur991
nuruaynim
Yeni ırmak blogcu
mevlana1
yeşil yemyeşil
ebruname
corcianaz
vuslatgulu
hulyasati
saclariniz
dinahlakokulu
dilmea
asu42
desertofrose
yaraliserce
kbveasu
ademy
teknikpcdersleri
beyonceresimleri
ozlemlehayat
alaska1
Sayfa Güncel Sayfa:1 Toplam:34
| Sonraki Sayfa

Kategoriler

radyo çağrı fm